Monocle yeme-içmede Türk değerlerini belirledi

İngiliz Monocle dergisi, yeme-içmede dünya markası olmuş Türk değerlerini seçti: Türkiye’nin gizli ulusal güçleri.


Bu yıl 10’uncu yaşını kutlayan İngiliz Monocle dergisi, aynı zamanda daha iyi bir yaşam için kılavuz niteliğinde, arşivlik kitaplar hazırlıyor. Bu serinin son halkası olan ‘The Monocle Guide To Drinking&Dining’ (Monocle Yeme-İçme Rehberi), dünyanın örnek alması gereken Türk restoranına, şefine, kahvesine ve yeme-içme markalarına da yer verdi.

Kitap sayesinde yemek ve restoran merakının adeta çılgınlığa dönüştüğü bir dönemde Monocle, bir adım geri çekiliyor, gastronomi dünyasının fotoğrafını farklı bir açıdan çekiyor: Gastronomik bir dükkân, oluşum, marka ve yanında dünyanın dört bir ucunda üreten, pişiren, sunan, yazan, çizen yeme-içme insanları... Kitap ve çevresinde dönen araştırmaların amacı, gastronominin yükselişini ve yemeğe olan düşkünlüğümüzü kayıt altına almak değil. Kitabın editörlerinden Josh Fehnert, “Akım, trend, yükseliş, merak... Tüm bunları reddediyoruz. Kitaptaki restoranların, yeme-içme markalarının hiçbiri en yeni, en parlak ve en trend olan deği,l” diyor.

Fehnert, kitapta yer alan Kurukahveci Mehmet Efendi’nin sırrını, şef Didem Şenol’un sadeliğini, Karaköy Lokantası’nın zamansızlığını ve ‘gizli ulusal güç’ olarak tanımladığı mezeleri  anlattı.

Bir klasik: Karaköy Lokantası
Restoran dediğin yer aldığı coğrafyaya kök salmış olmalı ve en az 10 senelik geçmişi olmalı. İçinde yer aldığı topluma yarar sağlamalı. Karaköy Lokantası tam da böyle bir yer. İyi ve dürüst yemeğin, servisin, lokantacılığın tam karşılığı. Ruhu ve duruşu itibariyle dünyada sayılı. Kapısından içeri girdiğinizde ‘zamansızlığın büyüsü’nü hissedebiliyorsunuz. Zamana ayak uydurmaya ya da genç ve diri gözükmeye çalışmıyor. Yaşsız güzelliğe sahip. Hep diri, canlı ve heyecanlı. 40 yıl önce de açılmış olabilir, 4 yıl önce de...

Meyhane: Aheste
Modern, yaşayan ve yormayan bir meyhane. Bir ülkenin kültüründe bu kadar önemli bir yer tutan bir konseptin, nasıl günümüze uyarlanabileceğine dair en güzel örnek.

Kafe: Four Letter Words, Burgazada 
Günümüzde dengesi en zor kurulan denklem: Global düşünüp lokal kalabilmek. Bugün dünyanın dört bir yanında açılan kafelerin çoğu, zamanın ruhunu yakalamak adına birbirinin kopyasına dönüşüyor. Bangkok, İstanbul ya da Londra... Kim, hangi şehre ait belli değil. Burgazada’daki ‘Four Letter Words’, yaşadığı muhitin bir parçası olurken dünya duruşunu kaybetmeyen kafe olarak mükemmel bir örnek. Sanki yıllardır Prens Adaları’nın bir parçası gibi; oysa kahve çekirdeğini Kolombiya’dan toplayacak, diğer şubesini Chicago’da konumlandıracak kadar da global.

Şef: Didem Şenol 
‘Şef’, son 20 yıl içinde çok ciddi anlamda değişikliğe uğramış bir kavram. Bundan 20 yıl önce bir şefe ileride ‘rockstar’ muamelesi göreceğini söyleseniz kendisiyle dalga geçtiğinizi düşünürdü. Tanımı sürekli değişti, hâlâ da değişiyor. Misal rockstar’lığa oynamak bir şef için artı puan değil artık. ‘Komunite’ şefi olabilmek daha mühim. Yani tavır olarak içinde bulunduğu toplumla bütünleşmiş; müşterisine, sokağına dokunan bir şef modeli daha geçerli. Süsten, abartıdan uzak; yemekle ilişkisini, restoran anlayışını sade, basit ve ‘olması gerektiği’ ölçüde tutabilen asıl kazanandır. Aheste ve Karaköy Lokantası’nın şeflerinin yanı sıra İstanbul’dan Didem Şenol bu duruşun en güzel örneği.

Marka: Kurukahveci Mehmet Efendi
Smart packing (akıllı ambalaj) başlıklı bölümde yer verdiğimiz bir marka. ‘Zamansız’ durmaya dair başka bir başarı hikâyesi. Art deko dokunuşlu logosuna, ambalajına 100 sene daha dokunmasalar, yine aynı heyecanını korur. Logonun 1933’ten kalma olduğuna, ‘İham Hulusi Bey günlük kahvesini içerken’ pozundan ibaret oluşuna kim inanır... Dünyada eşi benzerine az rastlanır bir paket ve duruş.