İŞLETME ANCAK ÇALIŞANI KADAR DEĞERLİDİR

2017 yılında açıklanan dünyanın ilk 20 değerli şirketi açıklandı. Sıralamada Google birinci onu takip eden şirketler, Apple, Amazon, AT&T, Microsoft, Samsung, Verizon, Walmart, Facebook şeklinde sıralanıyor. 

Ülkemizin e değerli şirketlerine baktığımızda İş Bankası, Garanti Bankası, Akbank gibi bankalar; Koç Holding, Sabancı Holding gibi şirketleri görmekteyiz. Sizce bu sıralama nasıl oluyor? Yani bir şirket nasıl değerli hale gelebiliyor? Ya da şöyle soralım para kazanmanın dışında değer yaratmak isteyen işletmelerin yol haritasında neler olmalı?


Karlılığının yüksek olması, şirketin 5-6 milyar dolar ciro yapması o şirketin değerli olduğunu bize gösterir mi? Üzgünüm sadece mali verilerle şirketler değerlenmiyor artık. Bir şirketin değerli olmasının en önemli yolu o şirketin çalışanlarının değerli olmasına bağlı.

Bir şirket ancak çalışanı kadar değerli olabilir. Yurt dışındaki değerli markalardan örnek vermek yerine, ülkemizdeki değerli markalardan örnekler verelim. Koç grubu, Sabancı grubu, İş Bankası gibi şirketlerde çalışanlara ne kadar önem ve değer verildiği aslında hepimiz tarafından biliniyor. Burada çalışan insanların şirketlerini nasıl anlattığına bir kulak verelim.

Değer vermek ne demek? Bir çalışana değer vermek, ona ailesi, arkadaşları bir hayatı olan insan gözüyle bakmaktır. İş hayatındaki başarının özel hayatla paralel olduğunu anlayarak, insanların aileleriyle zaman geçirmesini önemsemektir. Sadece sorumluluk değil, aynı zamanda yetki de vermektir. Onun gelişimine destek olmak, eğitimini sağlamak, sosyal hayatını önemsemektir. Sadece çalışan bir makine gibi görmeyip, yetki vermek, karar almasına izin vermektir. Devletin zorunlu tuttuğu haklarından nasıl çalarımı değil, bu hakların üzerine hangi ilaveler yapabilirim diye düşünmektir. Küçük hesapların peşini bırakıp vizyoner olmaktır. Para hırsının gözünü karartmamasıdır. Güç zehirlenmesi yaşamamaktır.

Zenginliğin dünya üzerindeki rakamsal tanımı 1 milyon dolarlık bir servettir diyor, Donald Trump. 20 milyon dolarlık bir servette süper zenginliğin başlangıç değeri. Zengin başkan, 20 milyon dolardan sonra kazandığı paraların yaşam standartını hiç etkilemediğini de belirtiyor.

O zaman şirketlerdeki bu para hırsının nedeni nedir? Elli, yüz milyon dolarlık tesislerin sahipleri, kendi çalışanlarına yatırıp yapıp, markalarına değer katmak yerine, fakiri oynayıp yeni tesis yatırımını nasıl yaparımın hesabını yapmakla meşgüller. Ancak bu yaklaşımla, üst segment, yüksek kalite hedefi ile açılan tesisler ve ortalama on yıl içerisinde sıradan bir doldur boşalt oteline dönüşüyor. Yıllar geçtikte değerlenmesi gereken işletmeler tam tersi, geçen yıllarla birlikte kalitesini kaybediyor.

1919 yılında Conrad Hilton tarafından kurulan Hilton Worldwide bugün, dünya çapında 3897 otel 642.000 oda ve 91 ülkede faaliyet gösteren uluslararası şirkettir. Dünyada turizm sektörünün en büyük şirketi olarak bilinir. Acaba ülkemizde son 30-40 yılda kurulan otellerin nasıl bir hayali, hedefi var merak ediyorum. Bir şirkete değer katmak, onu bir marka haline getirmek ancak, işletmenin çalışanlarına yatırım yapması, güvenmesi ve onu bir değer olarak görmesi ile mümkündür.

Güvenme derken tabi ki kuru kuru bir güvenmeden bahsetmiyoruz. Biraz bilimi takip edebilsek, F.Taylor (1856-1915) bir işi düşünme, yapma ve denetleme aşamalarının ayrı kişiler tarafından yapılması ilkesini reddetmek yerine, bunu nasıl hayatına geçirebileceğimizi düşünürdük.

Bugünkü yatırımcılara baktığımızda, çalışanına güvenmeyen, onlara değer vermeyen, biri gelir biri gider mantığı ile önemsizleştirdiği bir dönemi yaşıyoruz. Aslında hepimiz eski turizmi arıyoruz. Ancak şunu unutmayalım, o eski, insanların değerli mutlu olduğu turizm sektörünü biz değil yabancı turizmciler yönetiyordu.

Bu değersizleşme yanlışından hızlı bir şekilde kurtulmalı, betona, binaya harcadığımız para kadar, çalışanlara, bilgiye, teknolojiye, sisteme de yatırım yapmaya başlamalıyız.

Bülent DOKUZLUOĞLU