Türk mutfağının 2 bin yıllık öyküsü kitaplaştı

Ünlü yiyecek ve içecek danışmanı Osman Serim, Orta Asya’dan Orta Avrupa’ya Türk Mutfağının 2.000 yıllık Hikayesi adlı etkinlikte Türk mutfağının tarihsel değişiminden sofralarımızın vazgeçilmezi lezzetlerin doğuşuna kadar bir çok konu hakkında bilgi verdi.


Anadolu mutfağının damak zenginliklerini dünyayla paylaşmak, kültür mirasımıza sahip çıkmak hedefiyle yola çıkan Tadında Anadolu, Capitol şubesinde lezzet tutkunlarını “Orta Asya’dan Orta Avrupa’ya Türk Mutfağının 2000 yıllık Hikayesi” adlı etkinlikte buluşturdu. Ünlü yiyecek ve içecek danışmanı Osman Serim’in konuşmacı olduğu söyleşide, Türk mutfağının tarihsel değişiminden sofralarımızın vazgeçilmezi lezzetlerin doğuşuna birçok konu ele alındı.

Türklerin göçebe bir kültürden geldiğini ve savaşçı olduğunu söyleyen Osman Serim, bu durumun atalarımızın ne yiyip ne içtiği konusunda ipuçları verdiğini ifade etti ve sözlerine şöyle devam etti:

 “2000 yıl önce ne yiyorsak hala onu yemeğe devam ediyoruz. Örneğin pastırma, kavurma, yoğurt, tulum peyniri, tereyağı… Bütün bu yiyecekler eti, sütü bozulmadan uzun süre saklamak için ortaya çıkmış ve hala en sevdiğimiz lezzetlerden… Mutfağımız göçler sırasında gelişip, değişip oluşmuş ve gittiğimiz her coğrafyadan yemeğe dair bir şey öğrenmişiz. Patlıcan Kuzey Hindistan’dan gelmiş, yoğurt ve patlıcanı birlikte tüketmeyi de yine bu coğrafyadan öğrenmişiz. Afganistan-İran coğrafyasından pilav, köfte ve mezeleri almışız. Ancak bu lezzetleri öyle geliştirmişiz ki bugün Türkiye’de etli-etsiz 300 çeşit köfte var. Dünyada böyle köfte zengini bir mutfak bulunmuyor. Şeker ve kebap ise mutfağımıza Arap coğrafyasından gelmiş. Malazgirt Zaferi sonrası Anadolu’da Ermeni, Kürt, Rum, Süryaniler gibi farklı kültürlerle kız alıp vermemiz yemek kültürümüzü çeşitlenmiş. İslamiyet inancı da yemek kültürümüzü şekillendirmiş. Örneğin kan mekruh kabul edildiği için Türk kültüründe etler çok pişmiş yenir.”

İki büyük imparatorluğa ev sahipliği eden İstanbul’un sofistike lezzetlere sahip olduğunun altını çizen Serim, şöyle konuştu:

“Bizans İmparatorluğu’nda hammaddesi pahalı, pişirmesi zahmetli yemekler hazırlanırdı. Örneğin şeker herkesin ulaşamadığı bir üründü ama Bizans mutfağında kendine bolca yer bulurdu. Sütlü tatlılar bize Bizans’tan geçti, daha çok şerbetli tatlılar tüketirdik. Osmanlı, İstanbul’u aldıktan sonra sütlü tatlılarla tanıştı. Milli mutfağımızın oluşumu ise Cumhuriyet’in ilanından sonra oldu. Osmanlı mutfağı yöresel iken, Cumhuriyetle birlikte lezzetlerimiz kendi doğduğu yerden çıkıp başka şehirlere de gitti ve bu sayede millileşti. 10-15 yıl sonra dünyada Türk mutfağı daha fazla tanınacak.”