Avrupa'nın turist karşıtı 3 kenti

Adriyatik'in kıyısındaki Hırvat kenti Dubrovnik bir zamanlar Osmanlı himayesinde, daha doğrusu Osmanlı'nın haraçgüzarı olan tüccar bir şehirdi. 


O zamanlar küçük Venedik veya Dobrovenedik diye de bilinirdi. Büyük Venedik ile ikisinin bugünkü ortak tepkisi, şehri kirleten milyonlarca turist ve limanı dolduran gökdelen kılıklı yolcu gemilerini protesto etmek... Hiç de haksız değiller.

Turist istemeyen bir pırlanta şehir daha var.

Bu şehrin her bir sokağındaki her bir binaya tıpkı öbür ikisinde olduğu gibi, bakmaya ve gezmeye doyulmuyor.

Mutfakları hoşlukta diğerlerini zaten geçiyor. Avrupa müziğinin ve geleneksel dansinglerin son yıldızı Katalunya'nın Başkenti Barcelona'dan söz ediyorum. İki milyona yaklaşan şehir nüfusu, 35 milyon yıllık turistten yaka silkmiş. Bu turistlerin büyük bölümü otel bile kullanmıyor. Otel kullanmamaya itiraz edilemezdi ama tuvalet ve çöp kullanma konusunda hiç titiz olmadıkları açık.

Barcelona'ya aslan Türkler yerleşiyor!

Son dört ayın verilerine göre satılan emlakın yüzde 12'sini bizim aslan Türkler almışlar. Ortalama metrekaresi 4-5 bin euro olan binalara yetişecek kadar zenginiz. Bunu şunun için söylüyorum:

Katalunya'yı daha emin görenler demek ki her yerde var. Milli geliri 30 bin dolar civarında olan bir halkın bu gibi yatırımlara pek ihtiyacı yok ama doğrusu Barcelona Avrupa'nın hakkıyla çok güzel şehirlerinden biri. Kırsal kesim de daha temiz ve korunaklı.

Mistik münevver Gaudi'nin topraklarında

Kibar bir halktır Katalanlar. Altmışın üstündeki çiftlerin tango ve komparsita için müzikhollerin önünde kuyrukta beklediğini görürsünüz. Turistten bıkmalarına rağmen bezginliklerini karşılarına gelen turiste çemkirerek göstermiyorlar.

Katalunya, Picasso'nun ve Dali'nin ülkesi. Gaudi gibi bir mimar ve mistik münevver bu ülkeyi belki de en iyi temsil edecek portre. Liseler ve üniversite halen en iyi eğitimi veriyor. İklim hoş.

İlber Ortaylı /Hürriyet